Gurulogy by Serra Tükel.   © Her Hakkı Saklıdır / 2013.

 

info@gurulogy.com

  • Facebook - White Circle
  • Twitter - White Circle
  • Instagram - White Circle
YE, SEV, DANS ET ! 

AŞK VADİSİ, Kapadokya

Harikalar Diyarında Bir Festival; Cappadox

SERRA TÜKEL

06/04/2014

 

Kapadokya, Nevşehir/ Türkiye

Muhteşem bir doğa, inanılmaz bir coğrafya...

Binlerce yıl öteye, Hititlere kadar uzanan bir tarih...

Gün doğumundan gün batımına kadar doğayla iç içe, toprakla temas halinde geçen üç gün....

Geçmişten ve günümüzden lezzetler, kulakları şenlendiren, ruhu dinlendiren müzikler, çağdaş sanat, meditasyon ve balonlar!

Harikalar Diyarı Cappadox’dan bahsediyorum…

 

Kapadokya’da 16-18 Mayıs tarihleri arasında Pozitif tarafından bu sene ilk defa düzenlenen, müzik, çağdaş sanat, gastronomi ve açık hava etkinliklerini buluşturan Cappadox, hayatta keyif aldığım ve sevdiğim her şeyin bir arada olduğu bir festivaldi.

Günümüzde İstanbul’da artık pek çok başarılı müzik ve gastronomi festivali, çağdaş sanat, kültür, spor etkinlikleri var. Ancak şehir hayatının karmaşasında tüm bunları tek bir potada toplamak gerçekten çok zor, hatta düşüncesi bile insana yorucu geliyor.

O yüzden de bu kapsamda bir festivali, göklerinde balonlar uçuşan, doğası ve peri bacaları ile yer yüzünde var olan en muhteşem doğal sahnelerden birinde, Unesco Dünya Mirası Kapadokya’da gerçekleştirmenin harika bir fikir olduğunu düşündüm Cappadox’u duyar duymaz.

Hayaller gerçek olunca bize de sadece Cappadox’a katılmak düştü !

 

 

 

Cappadox’a Nasıl Katıldık, Nasıl Ulaştık?

Cappadox’a katılmak için konaklama ve ulaşımımızı önceden kendimiz ayarladık. Festival Uçhisar, Ürgüp ve Göreme olmak üzere Kapadokya’da üç bölgeye yayılıyordu. Ana merkez Uçhisar olduğundan, otelimizi Uçhisar merkezde seçtik.

Kapadokya’ya ulaşım için en kısa yol Kayseri ya da Nevşehir havalimanına uçmak. Kayseri’den Kapadokya kara yolu ile bir saat, Nevşehir’den ise yarım saat sürüyor. Havaalanı transferlerini oteller ile ayarlayabiliyorsunuz (yaklaşık kişi başı 10 Euro). 

Kapadokya içindeki ulaşım için ise festival kapsamında Uçhisar, Göreme ve Ürgüp’ten ücretsiz ring sefer yapan servis araçları organize edilmişti. Dolayısıyla festival süresince araba kiralamadan da rahatça ulaşım sağlamak mümkün oldu. 

Festivalin genel bir katılım ücreti olmamakla birlikte programda yer alan tüm aktiviteler için biletler önden Biletix’te satışa sunuldu. Kapasiteleri küçük tutulan Gurme Tadım, Yoga ve Meditasyon gibi bazı etkinliklerin biletleri festival başlangıcından 3-4 hafta öncesinde tükenmişti ve bu etkinliklere daha sonra tekrar yer açılmadı! Dolayısıyla önümüzdeki sene Cappadox’a katılmayı düşünenler için tavsiyem istediğiniz aktivitelerin biletlerini almak için erkenci davranmanız olacaktır.

 

Cappadox Hikayem

Ve sonunda heyecanla beklediğim festival zamanı geldi!

Kapadokya’ya Cappadox sayesinde üçüncü gelişimdi. Önceki seferlerde yer altı şehirlerini, Göreme Açık Hava Müzesini, şarapçıları, Asmalı Konağı, Uçhisar’ı gezmiş ve balona binmiştim. Her seferinde buranın akıllara durgunluk bir yer olduğunu düşünmüştüm ama bu sefer bambaşka bir Kapadokya tecrübesi yaşadım. Turist gibi değil, yerlisi gibi gezerek, en güzel saatlerini, gün doğumunu ve batımını her gün bir başka ortamda yaşayarak geçti bu yolculuk.

 
Gün Doğumu

Bir sabah Göreme Aşk Vadisinde Pranayama (nefes meditasyonu) ile, bir sabah Masood Ali Khan ve Dr. Richard Grossman’ın müzikleri eşliğinde Yoga yaparak ve sonuncu günün sabahında balonların yükseldiği Aşk Vadisi Platosunda Sessiz Yürüyüşün ardından Mercan Dede & Hugh Marsh’ın Gün Doğumu konseri ile güneşi selamladık. Hele son sabah Mercan Dede Konseri sanıyorum hayatımda tecrübe ettiğim en büyüleyici anlardan biriydi. Her sabah 5:00-6:00’da kalkmak hiç bu kadar güzel olmamıştı!

 

Gün İlerlerken

Haliyle sabahları 5’te kalkınca günler epey bir uzadı Cappadox’ta.

Saat 9:30-10:00 gibi Vadi Yürüyüşleri, Bisiklet ve Vadi Koşuları yapıldı. Kapadokya’nın kayalık ve sarp yamaçlarından tahmin edebileceğiniz gibi bu aktiviteler yüksek performans ve kondisyon gerektiriyordu. İki saat sürmesi planlanan vadi yürüyüşlerinin 3-4 saate kadar uzadığı oldu.  İplere tutunarak, ayakkabıları çıkarıp derelerden geçerek tamamlandı bu parkurlar. Her an bu tempoda ve koşullarda yaşasak herhalde her birimiz doğa ile daha yakın, güçlü bedenlere sahip birer Avatar olup çıkardık diye düşündüm festival boyunca!

Müzik, çağdaş sanat, gastronomi ve açık hava etkinliklerinin yer aldığı Cappadox, hayatta keyif aldığım her şeyin bir arada olduğu bir festivaldi..

"

"

Kapadokya Çarpması

Diğer yandan aynı saatlerde küratör Fulya Erdemci ve Kevser Güler önderliğinde Uçhisar’daki Çarhacı Mustafa Efendi Konağı’nda “Kapadokya Çarpması” diye adlandırılan yerli ve yabancı 15 sanatçı ve  araştırmacının katılımıyla hazırlanan çağdaş sanat sergisini gezmek de sanatsever katılımcılara sunulan seçenekler arasındaydı. 

Kapadokya Çarpması’nın en çarpıcı örneklerinden biri de Ayşe Erkmen’in en büyük peri bacası olan Uçhisar Kalesi’ndeki üç deliğe yerleştirdiği ve uzaklardan bile dikkat çeken renkli toplarıydı.

 

Doğadan Sofraya – Cappadox Şölen

Bu kadar aktivitenin üstüne kallavi bir sofra kurulmalıydı tabii ki!  Çok şükür Pozitif ekibi de öyle düşünmüş ve festivalin ikinci gününde öğle saatinde Aşk Vadisi’nde Cappadox Şöleni organize etmişlerdi.

Aşk Vadisi’nin eteklerine sofralar kurulmuş, ızgaralarda yöresel sucuklar, yerel halkın mutfaklarından tencerelerde ev yemekleri, ayva dolmaları, yaprak sarmalar, börekler, pekmezli tatlılar, helvalar gelmiş ve donanmıştı sofralar.

Tüm bu keyfin üstüne bir de Uninvited Jazz Band çıktı ortaya ve canlı Jazz müzikleriyle eşlik etti şölene!  Aşk Vadisi’nin dibinde, ruhen yine çok yükseklerde olduk hep birlikte :)

 

Gastronomi

Hazır konu yemekten açılmışken, Cappadox’da “Gastronomi” etkinliklerinden de bahsedelim biraz. Neolokal’in Şefi Maksut Aşkar küratörlüğünde, yemek kültürü araştırmacısı Nilhan Aras’ın katkıları ve misafir şefler Ali Ronay (Raffles Hotel Executive Chef) ve Yılmaz Öztürk (Alaçatı L’Escargot Restaurant’ın Sahibi ve Şefi) destekleriyle her akşam farklı bir mekanda “Lezzetin Peşinde” adıyla özel tadım menüleri sunuldu üç akşam boyunca. Ben son akşam Ürgüp Mustafapaşa köyünde yer alan 1800’lerden kalma, Rum asıllı bir sanatçının evi olarak yapılmış “Old Greek House Restaurant” daki tadıma katıldım. Yemeğimize Avanos Vadisi’nden Hatice Abla’nın tek seferde 19 adet pişirebildiği ekmekleri ve ev yapımı tereyağı ile başladık. Şeflerimiz uzun süren bir çalışmayla hem bölgeden yemek tariflerini toparlamışlardı, hem de buldukları malzemelerle yeni yorumlar katmışlardı bu tariflere.  Tadımdan favorilerim;

 

-Kenevir ve Pestil ile süslenen Ev Yapımı Erişte,

-İlk kez denediğim muhteşem “Kuru Kaymak” ve Asma Yaprağında Bakla Dolması,

-Gül Cacığı ile süslenmiş Salata (Kabak, Yeşil Domates, Çağla Badem ve yine ilk kez yediğim buruk meyve Gilaburu ile).

 
Konserler

Akşam oldu, hava karardı. Uçhisar’dan aşağı Cevizlik Vadisine doğru bakınca muhteşem bir ışıklandırma ile aydınlatılmış peri bacaları, üzerlerine peri tozu atılmışçasına bizi sıradaki konser için vadiye çağırmaya başladı.

Cevizlik’te ilk akşam İlhan Erşahin & Hüsnü Şenlendirici ve Nils Peter Molvaer üçlüsü sahne aldı. Yerde toprak, gökte yıldız, renklendirilmiş peri bacalarının ortasında bir konser...

İlhan Erşahin “Harikalar Diyarı” albümüne hiç bu kadar uygun bir sahne olmamıştı diye yorum yapıyor konser sırasında. Sadece dinleyiciler değil, sanatçılar da Kapadokya’nın büyüsü altında...

Ertesi akşam Uçhisar Kalesi’nin eteklerinde Nijeryalı şarkıcı Iyeoka’yı dinliyoruz. Karnı burnunda bir Iyeoka muhteşem bir performans sergiliyor. Aynı akşam Cevizlik’te İzlandalı Mum Grubu da sahne alıyor. İzlanda’da 130 gün şiddetli fırtına altında geçen bir kıştan sonra burada olmak inanılmaz diye yorum yapıyorlar...

Bu arada Uçhisar’da Argos in Cappadocia Otelinde yer alan 1500li yıllardan kalma Bezirhane’de muhteşem konserler oluyor. Jozef Van Wissem, Ulaş Özdemir & Mustaf Kılçık...

Son akşam Erkan Oğur konserini, Lezzetin Peşinde tadım etkinliğine katıldığım için kaçırıyorum. Hava muhalefeti nedeniyle Cevizlik’teki Gaye Su Akyol konseri de iptal oluyor ama bu sefer de Babylon ekibinin Cappadox süresince üs olarak kullandığı Uçhisar meydandaki Le Mouton Rouge’da kapanış partisine yetişiyorum ve Cappadox’u resmen kapatıyoruz..

 

Konaklama & Yeme-İçme

Bu kadar etkinliğin içinde Kapadokya’yı gezme ve yenilikleri keşfetme fırsatı da yakaladık.  

Uçhisar’da konakladığımız Takaev, lokasyonu, sıcak ve samimi hizmet anlayışıyla bizi çok çok mutlu etti.  Festival boyunca en keyifli kaçamak noktamız ise Uçhisar’daki Museum Hotel’di. Bahçesinde kaplumbağaları, tavus kuşları ve paçalı güvercinleri olan, arka fonda sadece klasik müzikler çalan ve Uçhisar Vadisine bakan harika sonsuzluk havuzu ve kusursuz hizmet anlayışıyla Museum Hotel  cennetten çıkma, huzur dolu bir dinlenme noktasıydı bizim için.

Yine Uçhisar’daki bir başka keyif adresimiz Argos in Cappadocia Oteliydi. Vadide geniş bir alana yayılan ve içindeki Şapel ve Bezirhane ile Cappadox’un Gurme Tadım ve konserlerine ev sahipliği yapan Argos Otel’in meşhur Seki Restoran’da da bir öğle yemeği yemeyi ihmal etmedik.

 

Cappadox’un ardından 19 Mayıs tatil günü Göreme Açık Hava Müzesi ve Yeraltı şehirlerini bir kez daha gezdikten sonra rotamızı Ürgüp’e çevirdik.

Ürgüp’de önemli lezzet duraklarından İstanbullu restoran işletmecisi ve yeme-içme danışmanı Muhittin Ülkü’nün açtığı Muti Restoran’da bir öğle molası verdik. Muti’nin güzel havalar için çok keyifli bir avlusu olduğu gibi akşamları ve kışın kullanılmak üzere oldukça gösterişli dekore edilmiş kapalı alanı da bulunuyor.  Türk – Osmanlı mutfağından lezzetler sunan Muti’nin spesiyallerini yedikten sonra Ürgüp’deki diğer lezzet durağı Ziggy’ye uğramak için midemizde yer kalmadı maalesef.

Fakat Ürgüp Sacred House Hotel’in Lounge’una uğramadan da dönmeyelim dedik. Daha önce fotoğraflarını gördüğüm Sacred House’u gözlerimle gördüğümde inanamadım. Fotoğraflardan pek bir şey anlamadığımı fark ettim. Modern çağ şatosunu andıran, muhteşem bir antika koleksiyonu ile dekore edilmiş Sacred House, şimdiye kadar gördüğüm en sıra dışı otellerden biri. İçeri girer girmez kendinizi bir ortaçağ filmi sahnesinde ya da İlluminati’nin eline düşmüş hissedebilirsiniz :)

Yolunuz düşerse mutlaka gezin , görün derim.

 

Bitirirken

Hep zamansızlıktan yakınırız ya, zaman durdu Cappadox’da!

Her an, öyle büyüleyici ve etkileyiciydi ki, kafada düşünceler toz oldu uçtu gitti. Beş duyumuz şenlendi. Görselliğe, müziğe, tatlara ve huzura doyduk. Bu kadar etkinlik içinde hiç yorgunluk hissetmeden geçti günler.

Organizasyonda aksaklıkları olmadı mı? Tabii ki oldu. Cappadox’un ilk senesi olmasına rağmen yaklaşık 5000 kişi katılmış organizasyona. Bu kadar yüksek katılım yanında ilk senenin tecrübesizliği, açık alanların zorlukları, son gün indiren yağmur ile iptal olan akşamüstü etkinlikleri ve zaman zaman koordinasyon eksiklikleri oldu. Ama yaşadığımız sıra dışı tecrübenin yanında tüm bu aksaklıklar önemsizdi.

Cappadox’un ardından şehre döndüğümde, gözüm gönlüm açılmış, ağzım kulaklarıma varmış, güç ve enerji toplamışım, günler daha bir uzun, her an şükrederek, fark ederek, dopdolu geçmiş. Sanki 3 gün değil 1 hafta tatil yapmışım gibi hissettim...

Önümüzdeki seneyi iple çekiyorum. Türkiye’nin artık şahane bir festivali var...

İLGİLİ BAŞLIKLAR